Akademi
Yalıtım, Arapça kökenli tecrit ve Fransızca kökenli izolasyon kelimelerinin karşılığı olarak, yakın zamanlarda Türkçeye giren, yeni sayılabilecek bir sözcük. Hemen herkeste, bu tanıma yakın çağrışımlar yaratan yalıtım sözcüğü, yapı sektörü söz konusu olduğunda ise teknik bir kavram olarak karşımıza çıkıyor.
Yalıtım, bir yapı fiziği koludur. Bir yapı içerisindeki fiziksel hareketleri denetim altında tutmak ve düzenlemek için alınması gerekli önlemleri inceler. Isı, su, ses ve yangın gibi zararlı etkenler karşısında yapıda korunum, dayanım ve dahi geçirimsizliği hedefleyen malzemeleri, çözümleri, detayları ve uygulamaları içerir.
Yalıtımın Amacı Nedir?
Bir yapının, yapılış amacına uygun olarak, kullanıcılarına hizmet vermesi ve değerini yıllarca koruyabilmesi, ancak iç ve dış olumsuz etkenlere karşı iyi korunmuş olmasına bağlıdır. Yapıların iç ve dış faktörlerden korunabilmesi de yalıtım yapılıp yapılmamış olmasıyla ilgilidir. Yalıtım; binayı, taşıyıcı sistemi ve yapı bileşenleri ile birlikte, tüm bu iç ve dış olumsuz faktörlerden korumayı, sağlıklı ve konforlu mekânlar oluşturmayı hedefler. Yalıtım hem yapıyı hem de kullanıcıları korumaya yönelik önlemleri içerir. Yalıtımın amacı yapıların ömrünü uzatmak, bakım masraflarını azaltmak ve kullanıcı için güvenli, sağlıklı, huzurlu ve rahat kullanabileceği mekânlar oluşturmaktır.
Yalıtımın Türleri Nelerdir?
Yalıtımın Yararları Nelerdir?
Yalıtım, başta da belirttiğimiz gibi, yapıların iç ve dış etkenlerden doğru biçimde korunmasıdır. Bu nedenle, yalıtımın ilk yararı bina üzerinedir. Yalıtım, dış etkenlerin bina üzerindeki zararlı etkilerini önleyerek, binanın sağlam ve güvenli kalmasını sağlar, binanın ömrünü uzatır.
Binanın sağlamlığı, bu binaları kullanan insanların can güvenliği açısından büyük önem taşır. Bunun yanında yalıtım, kullanıcıların konforu ve sağlığı için de gerekli bir uygulamadır. İnsanları dış etkenlerin zararlarından korumak da ancak yalıtımla mümkündür.
Bunların yanı sıra yalıtım, ekonomik avantajlar sunar. Binaya zarar veren etmenlerin etkileri başta da belirttiğimiz gibi uzun dönemde görülür. Ancak, yalıtımın tasarruf etkisini kısa dönemde açıkça görmek mümkündür. Yalıtımın tasarruf sağlayan türü, ısı yalıtımıdır. Bu nedenle de ısı yalıtımı yalıtım türleri arasında öne çıkar. Diğer yalıtım türleri de ekonomik, sağlık ve can emniyeti avantajları sunar. Binanın kullanımın ömrünün uzatılması, nem/rutubet etkilerinin azaltılması, yangın ve benzer afetlerde can emniyetinin sağlanması ile öne çıkan faktörlerdir.
Türkiye’de yalıtım olgusu, ancak 1970’li yıllarda sektördeki cam yünü üreten firmaların reklam çalışmaları ile gündeme gelmiştir.
Isı yalıtımı, enerji ve çevre ile olan ilişkisinden dolayı, en yaygın ve önemli yalıtım konusudur. Yaygınlığı, uygulamadan hemen sonra tasarruf sağlaması, dolayısıyla ekonomik katkısından kaynaklanmaktadır. Teknik olarak, ısı yalıtımı, farklı sıcaklıktaki iki ortam arasında, ısı geçişini azaltmak için yapılan işlemlerdir.
Isı, yüksek sıcaklıklı ortamdan, düşük sıcaklıklı ortama doğru hareket eder. Yani ısınan iç ortamdan dış ortama doğru bir hareket söz konusudur. Binalar söz konusu olduğunda, yalıtımsız veya yetersiz yalıtımlı mekânlarda, duvar ve pencere gibi binaların yüzey sıcaklıkları düşüktür ve sıcak hava soğuk yüzeylere doğru hareket eder. İçeride yeterli konfor ortamının sağlanabilmesi için ya kaybolan ısının bir ısıtma sistemi ile karşılanması ya da ısı kaybının azaltılması gerekir. Isı kaybını azaltmak da ancak ısı yalıtımı ile mümkündür. Buradan hareketle ısı yalıtımını, sıcak ortamlarda ısı kaybını, soğuk ortamlarda ise ısı kazancını sınırlandıran direnç olarak adlandırılabiliriz.
Isı yalıtımı yaparak binanın ömrünü uzatmak, kullanıcıya sağlıklı, konforlu mekanlar sunabilmek ve bina kullanım aşamasında yakıt ve soğutma giderlerinde büyük kazanımlar sağlamak mümkün olmaktadır. Teknik olarak yapılan bir ısı yalıtımı, ısınma maliyetini %70 oranında düşürerek tasarruf sağlamamıza sebep olmaktadır. Isı yalıtımı yaparak sağlığımızı da korumaktayız.
1999 yılında ard arda yaşanan iki büyük depremin ardından richter ölçeği, tsunami, zemin etüdü gibi yeni kavramlar hayatımıza girdi. Korozyon da bu kavramlardan bir tanesiydi. Depremde birçok yapının yıkılmasının nedeni korozyon, yani paslanmaydı. Korozyonun nedeni ise su yalıtımının yapılmamış olmasıydı. Suyun yalıtılması gereken bir şey olduğu, ne yazık ki çok acı bir tecrübeyle dahi henüz tam olarak anlaşılamamıştır.
Su yalıtımı temel olarak, yapıları suyun ve nemin zararlı etkilerinden korumak için yapılan çalışmalar olarak tanımlanabilir. Yapı ömrü ve dayanıklılığı açısından en büyük tehdit “su ”dur. Yapıya sızan su; yapıların taşıyıcı kısımlarındaki donatıların korozyona uğratarak, kesitlerinin azalmasına ve yük taşıma kapasitesinin ciddi miktarlarda düşmesine neden olur. Ayrıca yapı bileşeni içerisinde su, soğuk mevsimlerde donarak, sıcak mevsimlerde ise buharlaşarak beton bütünlüğünün bozulmasına ve çatlakların oluşmasına yol açar.
Bunun dışında zemin rutubeti veya zemin suyu içerisinde bulunan sülfatlar, temel betonuyla kimyasal reaksiyonlara girerek beton kompozisyonunun bozulmasına neden olarak yapı ömrünü ve dayanımını olumsuz yönde etkiler. Su ayrıca, binalarda insan sağlığı açısından zararlı küf, mantar vb. organik maddelerin oluşumuna da yol açar.
Yapılarda problem yaratan su sızmaları genel olarak dış kaynaklıdır. Yağmur ve kar, çatı ve duvarlardan, yeraltı suları ve zemin rutubeti yapının toprak ile temas eden kısımlarından yapıya sızar.
Ses yalıtımı, temel olarak gürültünün insan üzerinde oluşturacağı zararlı etkileri en aza indirmek için alınacak önlemleri kapsar. Gürültü, düzensiz yapılı, farklı frekans bileşenlerine sahip olan ve genellikle zamana göre, değişken olan istenmeyen ses topluluğudur. Kısaca rahatsız edici ses olarak tanımladığımız gürültü, günümüzde, kentleşmenin doğal bir sonucu gibidir.
Özellikle de kentleşmenin plansız yürüdüğü bölgelerde, gürültü insan sağlığına ve konforuna zarar veren etkenler arasında yer alır. Çevredeki bir fabrikanın çıkardığı rahatsız edici sesler, saat sesi, havaalanı çevresindeki yerleşim bölgesindeki duyulan şiddetli gürültü, satıcı sesleri, trafik sesleri, komşudan gelen konuşmalar insanlar tarafından farklı dozlarda gürültü olarak algılanabilir, rahatsız edici olabilir.
Bazı alanlarda ise, sessizlik, işin en önemli gereklerinden biri durumundadır. Radyo yayıncılığında ve müzik stüdyolarında ses seviyesinin düşük olmasının gerekmesi, bir hastanede hastalara sessiz ve huzurlu ortam oluşturmak, okulda dışarıdan gelen gürültüleri kesmek, bina yapım aşamasında çözülmesi gerekli bir sorunlardır. Tüm bu sorunları çözmek, yapılarda huzurlu bir ortam sağlamak için gürültüyle mücadele etmek gerekir. Gürültüyle mücadelede temel olarak iki yöntem kullanılır. Akustik düzenleme ve ses yalıtımı. Akustik düzenleme, kapalı ortamdaki yansıma süresinin düzenlenmesidir. Ses yalıtımı ise, yapı elemanları aracığıyla iletilen seslerin miktarlarını azaltmak için yapılan işlemdir.
Geçmişte yapıların ana malzemesini taş, ağaç ve kerpiç gibi geleneksel malzemeler oluştururdu. XV. yüzyıla ilişkin kayıtlarda, İstanbul’da, yontma taşın hem temini hem de işçiliği pahalı olduğu için evlerin genellikle ahşaptan yapıldığı belirtilir. İstanbul’un deprem fayları üzerinde yer alması ve büyük depremlere açık olması da ilerleyen yıllarda, ahşabın kullanımını yaygınlaştırmıştır. Tarih boyunca yaşanan büyük depremler, İstanbul’da yapıların depreme daha dayanıklı olduğu düşünülen ahşaptan inşa edilmesini teşvik etmişti. Ahşap, hiç kuşku yok ki depreme daha dayanıklıydı. Ancak, bu durum İstanbulluları başka bir sorunla karşı karşıya bırakacaktı: Yangın… Deprem felaketinden kaçan kent, başka bir felaketin kucağına düşecekti. Günlerce süren, birkaç mahalleyi tümüyle kül eden büyük yangınlar, İstanbul tarihinin yaprakları arasında yerini alacaktı.
Osmanlı’da yangınla mücadeleye yönelik faaliyetler, birtakım yasaklar ve çıkan yangınların söndürülmesine yönelikti. Yangın söndürme işini, yeniçeriler, yeniçeri ocağı kaldırıldıktan sonra da dönemin itfaiyecileri sayılabilecek tulumbacı takımları yapardı. Bunun dışında bazı yasaklarla yangınlara önlem alınması düşünülmüştür. 1554 yılında çıkan ve yüzlerce ev ve dükkânı kül eden yangının ardından Sadrazam İbrahim Paşa, geceleri, ateş ve lamba yakılmasını yasaklamıştı.
O dönemde yangın yalıtımı kavramı bilinmiyordu. Ancak, İstanbullular yalıtım kavramından tümüyle habersiz değillerdi. Yangına karşı iki bina arasına tuğladan bir duvar örülürdü. Yangın duvarı olarak adlandırılan bu duvarın yapılması zorunluydu. Ancak bu duvar her zaman felaketi önlemeye yetmiyordu. Örneğin, Cumhuriyetin ilanından sonra, İstanbul’daki en büyük yangın, o zamanki adı Tatavla olan bugünkü Kurtuluş semtinde gerçekleşmişti. Kısa sürede yayılan yangın, bütün bir semti etkisi altına almış yüzlerce ev yangında kül olmuştu. Yangının Tarlabaşı’na sıçramasını engellemek için çok sayıda ev dinamitlerle yıkılmıştı.
Günümüzde, İstanbul halkının büyük bölümü yangına karşı çok daha dirençli betonarme evlerde yaşıyor. Ancak, yangın tehlikesi yine de var. İstanbul’un geçmişinde yangın konusunda alınan önlemler, açık bir şekilde yetersizdi. “Peki bugün yeterli mi?” diye soracak olursanız, verilecek yanıt yine “yetersiz” olacaktır.
Formu doldurun, en kısa sürede sizi arayalım.